20 Mart 2008 Perşembe



Celâl Soycan



“SUSARAK BOZUYORUZ DÜNYANIN SESSİZLİĞİNİ”


AHMET ADA


‘Ölüler İçin Oda Müziği”, Celâl Soycan’ın ölüm sorunsalını içselleştirdiği, ayraca aldığı şiirlerinin toplamıdır. Ölüm karşısında insanın yüz yüze geldiği ‘anlatılmazı’ dile getirme çabası olarak okunabilir. Neden ‘Oda müziği’? Klasik müziğin bu sapağı ölüm duygusuyla örtüşen bir sapak. Bu sapağı ‘anlamlandırma’ çabası şiirsel imgelerle yapılıyor. Yazınsal ensrümanlar dilin içinde yapılanarak biricik olan bir şiir kuruluyor. Ölüm, Rilke’nin vurguladığı gibi, insanoğlunun içinde taşıdığı bir gerçeklik. Bir hakikat. Varlığın, dünyadaki varoluşunun sonu. Bu temel gerçeklik, insanın eninde sonunda yüz yüze geleceği ‘çözümsüzlük’ olarak duruyor. Celâl Soycan, ölüm sapağını, ana yola dahil etmeye çalışarak tartışılmasını sağlıyor. Şiir dili, söz, imge, çağrışım, eğretileme, soyutlama öğeleri, ölüm sorunsalını ifade edebilmek için seferber edilmiş; ‘Oda müziği’ ifadesi de yapının bütününü akan sessel öğeler için kullanılmış görünüyor: “derin kazınsın derinizden dünya…uğuldayan gövdeniz” (S.7). Sessel öğeler, aynı zamanda anlamlandırmaya yöneliktir. Celâl Soycan, şiirsel parçaların sessel-anlamsal bütünlüğünü, yapının bütününe taşıyor. Başka bir söyleyişle, parçalardan bütüne doğru kurduğu yapı ‘balılaşıklık’ içindedir. ‘’Bağlılaşıklık’, bilindiği gibi, karşılıklı bağlı olma, ayrılmazlık ilişkisiyle gerçekleşmektedir.
Celâl Soycan, başlangıçtan beri, sorunsalı olan bir şiir yazıyor. Şiirlerinin göndermeleri, imgeleri, şiirsel im’leri, sorunsalını kurmaya yönelik işlev yükleniyor. Sorunsalı ölüm olan ‘Ölüler İçin Oda Müziği’nin göndermeleri antik ve ortaçağa yönelik görünse de, aslında bugünedir. Celâl Soycan’ın şiirinde, belleğin biriktirdiği tarihsel bilgi bugünü açıklamanın da anahtarıdır. Varlığın varoluşu ya da yok oluşu ise başlı başına hakikatin açığa çıkarılması için temel koyucudur. Bu bakımdan, ‘Ölüler İçin Oda Müziği’nin her bölümü (ki tek bir şiir olarak da okunabilir) ölüm matris’ini destekleyen temsili im’lerle doludur. Temsili im’ler de, dilin dışa gönderdikleri de Celâl Soycan’ın poetik deneyimidir.
Celâl Soycan’ın ikili, üçlü, dörtlü dize kümeleri ve artlama şiir anlayışıyla kurguladığı şiirlerinin anlamlı en küçük birimi olan sözcük çok işlevlidir. Sessel ve anlamsal olarak, kimi zaman sözcüğü bölmesi, anlamı kendinde kurmaya yöneliktir. Kimi zaman da, sözcük onda, resimdeki küçücük bir tuşenin yaptığı işlevi yüklenir. “Kış-kırtsam” sözcüğünün kuruluşundan çıkarttığı çokkatmanlı sözce (ifade) gibi. Celâl Soycan, ifadenin işlenmiş parçası olan sözbirimlerle yazıyor. Arada, anlamlandırmayı açıkta tutan boşluklar bırakıyor.

iki akasya arası asfalt
kırlangıç püskürtüyor güneşe (S.12)

Şairin zihninin ürettiği bu görüntü, dış dünyanın görüntüsü değil, imgelemin ürettiği görüntüdür. Celâl Soycan’ın da açıklayamayacağı bu görüntü, modern şiirin ne olduğuna da yanıttır. Şairin, varlıklara içsel bir deneyim olarak bakışının geri dönüşüdür bu dizeler.
Öte yandan şair, dilin, dilbilgisel kurallarını zorlayarak, kekeme bir dil kullanabiliyor : “herkes kendine anlama-yor” (S. 12) biçimindeki dil kullanımı, dilde bir eksiltme olduğu gibi, çoğaltmadır da..
‘Ölüler İçin Oda Müziği’ndeki şiirlerde imgeler arası bağ açılarak anlamsal bağ im’ler, çağrışım uyandıran sözcüklerle kuruluyor. Sessel, biçimsel, sözdizimsel bağlarla anlamsal bağ arasındaki düzenek böyle sağlanıyor.
Şiirsel yapı, yani bütünsel gövde, dile çağrılan sorunsalları (başta ölüm olmak üzere) taşımaktadır. Taşırken ayraca alınan (yeniden-kurulan da diyebilirim) gereksiz ayrıntılar değil, şeylerin özleridir. Örneğin, Müzeyyen Senar vesile edilerek yazılan XV. bölüm, okuru esas olarak yine ölüme gönderiyor. Gündelik yaşamın içinde tanıdığımız bir şarkıcı-yorumcu olan Müzeyyen Senar ayraca alınıyor. Şiirsel im’e dönüştürülerek, o im’de asıl ölüm sorunu ayraca alınıyor. Bir şarkıcı-yorumcunun varoluşunda ölümü (yaşam ve ölüm gibi insani eşikleri) görmek, şairin içini görmektir. Dışavurumcu bir şair kimliğiyle Celâl Soycan, dili de, birtakım im’lerden yola çıkarak ölümü dile getirmenin olanağı kılıyor.
‘Ölüler İçin Oda Müziği’ çarpıcı benzetmelerle örülüyor: “dil denen yırtık kuş” (S.23) ; “bir lastik silgi gibiydi yüzün” (S.19) gibi. Benzetme ile imge yapan dizeleri çok değil. Çarmıha gerilme, cellat kütüğünde ölüm, otuz kuş, kaknus, Lazarus, Judah, Kabala gibi çeşitli göndermeler, “cümle mağlup ataları” kendinde toplanmış ve kendisi için bir söyleme dönüşüyor; bazen de düzenli ritmik seslere. Bellek yaşantısı temsili im’ler, imgeler halinde geri dönüp şiirsel yapıyı oluşturuyor. ‘Harf imgesi’ bellek yaşantısının temel imgesidir. Pek çok yerde ‘harf imgesi’ karşımıza çıkıyor: “…bakışlarıma ölü harfler çakılı” (S.47) örneğinde olduğu gibi.
Celâl Soycan’ın ‘Ölüler İçin Oda Müziği’ndeki göndermeleri, beslendiği epistemik havzaların göstergeleridir. Lacan, Meryem, İsa, Turgut Uyar, Marx, Althusser, Hâşim, Benjamin, Cahide Sonku, Mayalar vb. Bu kültürel göndermeler beslenme alanlarını im’lerken ‘Ölüler İçin Oda Müziği’ şiirlerinin matrislerini daraltıyor, ölüme indirgiyor. Bu sonuç, şiirlerin derin yapısında ters işliyor: Anlam derinliği daralacağına genişliyor. Gramere aykırı kurgular bile, dikey yapıda tümlenerek derin yapıya geçiyor: Dolayısıyla hermeneutik anlam düzeyi gözetilerek okunması gereken bir şiirdir Celâl Soycan’ın şiiri. Ötede, mimetik anlam düzeyinde tamamlanmamış im’ler, boşluklar, yarım bırakılmış şiir tümceleri de ucu açık okumalara yol açıyor:

ispirtosu saf cahide mavisi kan/dil (S.29)

Bu dizedeki soyutlama düzeyi açıklanabilir. Şair-özne, şüphesiz, kurduğu dizenin nereye gönderdiğinin bilgisine içkin olarak sahiptir. Okur, göndermeler düzleminde dizeyi kavrayamıyorsa, oyuncu Cahide Sonku’nun yaşamından, trajik ölümünden habersiz demektir. Art alan bilgisi mimetik anlam düzlemini besleyerek ‘ölüm’e ilişkin sorunsalı açığa çıkaran çok güçlü bir dize kuruyor şair. Böylece ölüm sözcüğü kullanılmadan dize matrise dönüşüyor.
Celâl Soycan’ın ‘Ölüler İçin Oda Müziği’nde uzam ve zaman sorunsalı, belleğin zamanı ile şimdiki zaman ve uzam arasında gidip gelmekle çözülüyor. Göndermelerin arkaikliği çok zamanlılığı im’liyor. Şimdiki zaman, Mersin uzamı içinde kavratılıyor. Şairin ‘köktenci’ ve etik duruşu XL. bölümde açığa çıkıyor: “esirgenmiş bir başsağlığıdır Mersin” (S.48) dizesi birçok toplumsal-siyasal oluşumu özetliyor. XLV. bölüm (S.53) zaman ve uzam algısı üzerine düşülen-yapılan dizeleri içeriyor.
Celâl Soycan’ın şiirinin temel birimleri sözcük ve imgedir. İmge derken şiirsel imgeyi, Soycan şiirinin temel koyucu öğesi olarak görmek gerekiyor: Şair, neyi, nasıl tasarımlayacağını sözcük temelinde düşünüyor ve imgeye dönüştürüyor. Seçtiği ve bağdaştırdığı (bileşime soktuğu) sözcükler görsel bir tasarım kuruyor. Bu durum aynı zamanda anlamsal evren oluşturuyor:

yalınayak bir yağmursun ateş ormanında (S.55)

Bu örnekteki imge bütünlüğünün ne kadar zengin anlam düzeyi oluşturduğunu söylemek bile fazla; yorumlamak ise hepten fazla.
‘Ölüler İçin Oda Müziği’inde, Celâl Soycan’ın dokuduğu felsefe, insanın epistemik ve ontolojik sorunsallarıyla birleşerek şiirinin derin yapısına çöküyor. Yaşantı ve bilinç içeriğinin şiir uçlarına dönüşmesi Celâl Soycan’ın başarısıdır. Şiir, Celâl Soycan’a göre, öznenin kendi olanaklılığını dilde sınadığı bir yapıdır. Yapılan şeydir ve biriciktir. Bu açılardan okunmalı ‘Ölüler İçin Oda Müziği.


VİRGÜL, MART 2008, SAYI. 116






Hiç yorum yok: