1 Nisan 2008 Salı

ENİS BATUR ŞİİRİNE GİRİŞ NOTLARI

Celâl Soycan


Bu yazı,şiirimizin 19. yüzyılda başlayan Batılılaşma çabasından günümüze çekilecek bir hat üzerinde Modernist bir okuma denemesidir.Böyle bir dip yüzey kurulmadıkça da,Enis Batur şiirinin özgün ve aykırı konumunun eksik/yanlış anlaşılacağı ön kabulüne dayanır.Baştan beri kültürel bir okumayı zorunlu kılan O’nun şiiri,insanal varoluş temelinde Önemtarihle,felsefeyle,sözle dalaşarak gövde bulduysa,sentaktik bir çözümlemenin bu şiiri ele geçiremeyeceğini söylemek bile fazla.
Melih Cevdet,Oktay Rıfat,Necatigil,Dağlarca,Özdemir İnce şiirlerine olduğu gibi Enis Batur şiirine de giriş için öncelikle Modernite bağlamında bir poetik dolayımın kurulması,daha sonra bunun kurgudaki karşılığının konuşulması gerekir.

1/ Her sanat disiplininin tarihi,özel bir Modernizm tarihidir.Örneğin resim tarihi,çeşitli bileşenlerce belirlenen Görme Biçimi’nin tarihi değil midir?Resmin kimi yapısal öğeleri süreç içinde öne çıkarken,bir dönem kurucu sayılan kimi öğeler geri çekilmiştir.Çizgi,renk,mekân,espas,figür,tuşe,ışık gibi öğelerin,Görme Biçimi’nin farklı gelişim evrelerinde farklı öncelikle resme girmeleri,hatta bütünüyle iptal edilmeleri,Modernizmi kateden farklı Görme Biçimlerini karşılar.
Modern şiirin tarihini de,dilsel gelişmenin tarihi olarak okumak gerekiyor.Böylece genel olarak sanat yapıtının,özel olarak da şiirin gerçekliğinin ne olduğuna ilişkin sorulara,verimli bir düşünsel zemin sağlanabilir.Öyle ya;insani üretimin hemen her alanında ve döneminde yönlendirici bileşen olanBilme Biçimi,sanatsal verimde öncelikle dilde/malzemede gözlenebilir.Modern sıçramaların ilgili sanatsal malzemeyle alışılmadık bir hesaplaşmaya dayanmasının gerisinde de,sonuçta o sanat disiplininin dilinde somutlaşan epistemolojik kopma yatar.Ben’i kurmanın acılı bir deneyi olan sanatsal ifade,bu kopmaya karşılık veren dilsel yönelimin dışavurumudur.
Sanatsal malzemenin imkânlarıyla hesaplaşarak ulaşılan dil,Modernist Bilme Biçimi’nin zihinde temellendiği biricik alanı da ele verir.Bu nedenle,gidimsiz de olsa,verili dilin içinde devinen her söz,barışıktır ve uyumludur.Ya da tam tersi,Bilme Biçimi’nde bir kopuşa işaret eden her sanatsal açılım,dilin/malzemenin kılıfını yırtarak ve öncelikle onu aşmak üzere kendini kurar.Okur,bunun müzikte,resimde ya da mimaride karşılığını ve aralarındaki içsel bağı anımsasın:Atonal müzikle Rimbaud şiiri,Picasso ile Açık Yapıt birbirinde derinleşen aynalar değil midir?

2/ Önemli çökeltiler halinde şiirimize de taşınan Modernite’nin,Batılılaşma sürecimizde “yaşanmamış bir gerçeklik” düzeyi olarak,dramatik gecikmelerle ve düşünsel dizgesellikten uzak biçimde kavrandığını biliyoruz.Türk Modernleşmesinin sancılı tarihine dağılmadan,şiirimizin ta 19. yüzyıldan itibaren Modern Batı şiiri dolayımındaki evrimine bakmaya çalışalım:
Baudelaire,1857’de yayımladığı Kötülük Çiçekleri ile Modern Şiiri başlatır.Henüz yerleşik biçimsel yapıyla dalaşmayan bu yapıt,o güne dek klasik şiirde süregiden temayı,başka bir söyleyişle,şiirde kurulan zihniyet dünyasını altüst etmiştir.Bu kopuşu 1869’da yayımlanan Paris Sıkıntısı ile biçimsel bağlara da taşıyan Baudelaire,Modern Şiirin kapısını ardına kadar açar.Bu kapıdan – elbette Gaspard de la Nuit’ nin öncü izlerine basarak- önce Lautrémont,hemen ardından da Rimbaud girer.

3/Bütün bu olup bitenler,neredeyse yetmişbeş yıl sonra,şiirimizin semantik yapısına,başta Tanpınar olmak üzere Dranas,Y.Kemal,Tarancı,A.Haşim gibi ilk Modern şairlerce kırık dökük taşınır.Yetmişbeş yıl önce ve hâlâ Batı şiirini kavuran sancının gerisindeki isyanı,aykırılığı,yıkma iradesini ve bunun dilde –zihniyet ve biçim olarak –çökelmesini,daha da ilerisinde,sanat disiplinlerindeki bu genel kopuşla kapitalizmin hâldeki durumunu ilintileyerek kavramaktan uzak bir taşıma çabasıdır bu.
Nitekim,dönemin bütün edebiyat incelemelerinde ve tarihinde,Batı Şiirindeki kopmanın öncelikle ve esasta epistemolojik bir kopma olduğuna işaret eden neredeyse tek satır yoktur.Çeviri şiirlerin yüzey yapısındaki ezik ve lanetli atmosfer,şiir çevresinin ötesine geçemediği bir duvar olmuştur.Oysa bir itiraz,karşı koyma ve yıkım eylemine bitişen Modern estetik,şiirsel söylemde ölçü,uyak gibi biçimsel sınırları yıkarak,sonsuza kadar muhalif bir şiiri işaret etmektedir.Bundan sonra ve Baudelaire’le birlikte,şiirdeki yazıcı ben ortadan silinmiş,öteki Ben’e dönüşmüştür.Şairin sıkıntısı,şiirin derin yapısında öteki Ben’in varoluş sancısında yansır; ” karamsarlıkta iyimserlik “ halinde okurun algısına aktarılır.

Modern şiirin kavranmasında bu çok önemli ayraca işaret eden Özdemir İnce: “Baudelaire ‘le birlikte Modern şiirin kişisizleşmesi (la dépersonnalisation)(abç) başlamıştır.Bu sözcük ne yazık ki Türkçe’de eylemi tam anlamıyla aktaramıyor.Şöyle düşünelim:şiir,insan ile şiirin dar ve özel ilşkisinden kurtulup genelleşiyor,herkesleşiyor;özel bir kişiye indirgenmekten kurtuluyor “ der.(Mevsimsiz Yazılar,sh.123,Doğan Kitap,2002)
Bunun,yani şairin kendi benini öteki ‘leştirmesinin ,dünyayla daha derinlikli ve kültürel bir bağlantı kurmak üzere biçimde ve zihniyette tam bir kopuş anlamına gelmesi belki de Modernitenin en önemli özlü tanımıdır.
Orhan Koçak,Ağlayan Kadınlar Lâhdi ‘yle ilgili bir yazısında,bu kopmaya dikkat çekerek: “İlk kez özneden gelmeyen yabancı bir sesin belirdiğini “ , bunun “bir gayrı şahsileşmeye “ dönük poetik imkanları barındırdığını yazar.

4/ Enis Batur, sentaksa ilişkin nice öğeyi bu tasavvur dünyasını karşılamak üzere kurarken,şiirimizin yerleşik gövdesinden de ayrılır.Örneğin,Modern şiirimizin kurucu yapıtlarından Doğu-Batı Dîvanı ‘nda ilerlemenin ve teknolojik uygarlığın verimlerine karşı kuşkulu bir duruş seçerek,Moderniteyle sancılı bir yüzleşmeye oturur.O ‘nun şiirini Modern kılan ana bileşen tam da budur.İmge kurgusundan ritmik yapıya,dize ilişkilerinden şiiri dolanan barok ses ve mekânın temsiline kadar,bütün biçemine,ötekileşen ben ‘in varoluş sancıları çökelir.Bu sancının poetik olarak,Modernitenin buradan öteki zamanlara doğru yeniden okunuşunda kodlandığını hemen söylemeliyiz.Bu kodlar,lirik şiirleri de dahil,Enis Batur okurunu kültürel bir okumaya zorlar.Bu zorluk elbette yerleşik şiirin bütün ortalama alışkanlık ve duyarlıklarını içerir.O’nun geniş ve neredeyse kalıp tanımayan yazı serüveninin bir yanında,şiirini sarmalayan bu Barok atmosfere kıyıdan bir ışık taşıma çabası yok mudur ?Dahası,bezzer poetik açılımı yapan,yani Modern şiirin kavşak ve kopma noktalarını özümsemiş bütün şairlerde gördüğümüz düzyazı yoğunluğu,hep bu sancılı iletişim iradesine bitişmez mi ?

5/Klasik şiirden kopmak üzere bütün bir poetik zeminin parçalanması,şairin ve okurun önceden olmadığı ölçüde bilgiye,felsefeye,diğer disiplinlere yakınlığını öngörür.Modern şiirin zihniyet dünyası,şairin gelenekle ve iktidarla ilişkisini de yeniden konumlandırır ve olup biteni kendinde temsil edilen öteki Ben üzerinden sürekli sınamasını ister.Yerleşik şiir ortamının bu kırılma noktasında,yeniye saldırarak ya da onu yok sayarak kendini anlamlandırdığını söylemeye gerek var mı ?

Başa dönersek: Enis Batur şiiri,dizgeli ve disiplinler arası okumalarla kurulmuş bir bilinçliliği öngörür.Modern Batı şiiri,Klasik’le bütün bağını dramatik hasaplaşmalarla koparırken,şiirimizdeki Batılılaşma çabaları,bu süreci biçimsel uğraklarda gezinerek yaşamıştır.Modernizmin gerisinde,kendi verimiyle çekincesiz dalaşan,bunu zihinsel düzeyde ödeyerek ötekileşen BEN yatar. Lânetli,yetinmeyen,aykırı,karanlık,suçlu,verili olana ters,karamsarlıkta iyimser bir ağulu Ben...
Böylesi bir poetik mekânın, dengeli ,barışık,gelenekle emişen,iktidara yamalı her şey ve herkes tarafından soluksuz bırakılmak üzere baskılanması olağan.Enis Baturşiiri ise, “olağan “ a karşıdır ve öyle okuru bekler.Doğaldır ki,dikine çalışır,kalabalıktan ürker, kalabalığı ürkütür...

Hiç yorum yok: