‘puşt ahali ‘ nin Enis Akın hali
celâl soycan
Başka bir söylem alanındaki deneyimin şiirsel söyleme dönüştürülmesi,Cumhuriyet dönemi şiirimizde önemli sorunsallardan biri olmuştur. Değişik başlıklar altında sürdürülen poetika tartışmalarını enine kesen bu sorunsal,estetik bir yaşantı olan şiirin anlamsız soru ve işlevlerle,yargılarla yorgun düşürüldüğü temel bir düzeydir.
Diğer tüm edebi kurgularda farklı söylemler rahatça soğurularak ana söylemin zenginliğini sağlarken ve hele postmodern örneklerde geçirgen olmayan katmanlar halinde özellikle korunurken, şiirsel söylemin buna bütünüyle yabancı olduğu hatırlanmalıdır.
Şiir,dilin sınırlılığını ve tarihselliğini kendi monolojik yapısı içinde aşar ve böylece dile çökelen ideolojik bütünlüğü parçalar. Hatta denilebilir ki şiirsel söylemdeki bu monolojik yapı,ondaki öncesiz sonrasız zaman talebinin de kurucusudur.
Tükenmeye karşı yeniden üretilebilir olmak,yüzey yapıyla derin yapının ilişkisini hare- ketlendirmek,okurun imgelemine el koymamak gibi başlıca modern kerteler hep bu dilsel yapılanmayla doğrudan ilintilidir.
Oysa şiirimizin çokça görülen kötü örneklerinde bu temel estetik boyut yok sayıldığından, toplumsal hayatın kırılma hattında söz alan şair, politik bir söylemin orta malı imgelerini, okunduğu anda tüketilen düz dilin kodlarıyla kurarak, şiiri yabancı bir söylem içinde tökezletmiştir.
***
Enis Akın’ın Türk şiirindeki yerini konuşmaya buradan başlamak gerekiyor.Yoğunlaştırılmış insani faaliyet alanı olarak politika,olgun türevleri ve sonuçlarıyla bütün bir toplumsal hayatın okunduğu levhadır.Enis Akın, ’puşt ahali’ adlı uzun şiirini yayımladığı son kitabında,bu levhanın bulanık işaretlerini onararak kendine yol kurmaya çalışıyor.
Dilin basit bir iletişim aracı olmanın ötesinde,anlam kurucu boyutuyla nesneye ve olguya müdahale ettiği bir tasavvur dünyasından konuşuyor. Tarihin yığılan ve parçalanan dolayımlarını,dilde katmanlaşmalar ve ayrışmalarla karşılayan bilinci,şiirsel anlamın kurucu mekiği halinde okura ulaşıyor.
Koşulsuz bir ilişki içinde olduğu kendi dili,özgül çağrışımlara kapalıdır; öyle ki,sözcüklerin nesnesiyle kurduğu alışılmadık bağlantı,kimi zaman içine sızılmaz bir töze dönüşüyor.
***Enis Akın,sosyalizmi ideolojik bir toplamdan ibaret kılan kabulleri ve buradan kalkarak bütün bir yakın tarihi yeniden hatırlıyor.Bu,farklı zamanların ve durumların tanımlanmış sözcük dağarı,imleri ve anlamları içinden yeni bir bellek inşasıdır.Kitap,bu belleğin dilde somutlandığı tek bir gövde şiirden oluşur.Bu gövdede yenilgi,dönüştürülmüş bir bilinç halinde dili parçalar :Alabildiğine somut olguları izlenimci bir tadla dolanırken,okurun belleğini kurcalar; sonra şaşırtıcı kırılmalarla soyut dışavurumlara savrulur.
Büyük hayatı değiştirmeye talip kalkışmanın sırrını ve sürecini,küçük hayatın gündelik ritminde açığa çıkarır.Sözcük ya da hece düzeyinde plastik dönüşümlerle dilin taşındığı yerde, şiirsel biçim / biçem kurguları kimi zaman deneysel uçlara zorlanır;şiirsel anlamın iyice burkulduğu ses arayışlarıdır bunlar.
***
‘ Zorunluluk ‘ un sonsuz diyalektiği içinden başlar kitap –söz ;ilk dizeler,bütünün kodlandığı yoğunlaştırılmış bir imdir :
tepeye çıkınca durdular.zaten duracaklardı,durdular
onlardan başka kimse kalmamıştı zamandan.
artık kimsenin inanmadığı bayat bir şaka olarak hayat-
ın reddini başlatacaklardı.yokuşlardan aşağı salıverilmiş
dolmuşlarda devrim planları
sarsıntılarla
(....)
ey parke taşlarının kenarlarında dizili olan ahali! dediler
neyiz ve ne istiyoruz? Büyük Sıkıntıyı bekliyoruz.
Enis Akın,hepimizin âşina olduğu vulger devrimci tahayyül dünyasını,bu toprakların ve tarihin –olayları değil – olguları üzerinden kurcalar;rahatsız etmeye açıkça talip bir dil halini hemen tanır okur. Şair,hiç bir göstergeyi,kimi zaman benzersiz bir zekâ halinde belirip kaybolması pahasına, kesinlikle yinelemez; eski deyimle ‘haşiv ‘den kaçınır.Okurun şiirsel anlamın sıvısı içinde dinlenmesine,şu ya da bu imgeyle oyalanmasına izin vermeyen bir atmosfer kurgusudur bu.
Şiirin farklı katmanlarında sıkça karşımıza çıkan bir sözcük bile,içerdiği vurgularla hep farklı çağrışımlar,tınılar ve fotoğraflar inşâ eder .
Farklı dizelerden alıntılıyorum :
sokakları. hA ! / hA! sonra / haydi hA ! h A ! hazır mısınız /sezeryan hA ! / hA ahali hA !/ ahali hA ! şimdi yağmA ! yapma !
***
Şairin dilinin en mahrem bölgelerinde tazelenen bellek, okurun sezdiği anlam uçlarına bir hallaç sopasıyla iner kalkarken, kaosa doğru hareketlenir;sonra birden okurun belleğine kenetlenir. Şiirin yüzey ve derin yapısı arasında neredeyse önceliksiz bir salınım kurgulanmıştır; biteni,başlayanı ve süreni dolanan dilsel bir sığmazlık,huzursuzluk,kirlenme ve kovulma tapıncı dip yüzeyde hep korunur .
bırak,bırak biraz daha seveyim dizlerimi,çabuk sevinmelerimi,
kadeh kırma sakarlığımı,ey parke taşlara
inananlar olarak ahali ! ve halk tuvaletlerine
yazı yazanlar ! bana gözlerimi siz verdiniz,
neşterimi bana öğrettiniz
ama benim annem çoktan yakalandı,kırılan kemik sesiyle, hA
Bilgiyle yanılsamanın,sıradan insanın cemaat kültürüyle evrensel tezlerin iç içe geçtiği ön kabuller,hiç bir soyutlayıcı imgeye yönelmeden,yalın bir gündelik seyirle sökülür,parçalanır :
bu tarih bir fatihte oturur,ama biraz efeminedir
ben size feci halde birini hatırlatsam da tarih –
olmamaktadır
ki tarih – onlar yoktur derken olur – tarih ve ahali puşttur
(....)
beynime izin verdim devrimden aşağılara,son yoktu,son
(....)
hep beraber,Patlıcan Biber Blues veya
Çayda Çıra,hA ahali hA !
(....)
kan çıkmazsa para yok ! kesmece,şimdi !
(....)
ben halkımı bir belediye otobüsünde gördüm,şişhane
yokuşunda tıkanmış kalmış, koltukaltlar ter içinde
kapı ağzındakiler, kardeşim inin de gidelim
Anlamsal düzlemde bir çözümleme için alabildiğine zengin malzemeler sunan benzer dizelerde,bu anlamsal yapının çözeldiği ustaca kurgulanmış sentaksa işaret etmek üzere, şiiri bütünlüğü içinde okumayı öneriyorum.
***
Resmi tarihin /söylemin toplumsal katta besinini üreten ‘ ahali ‘ üzerine,bilinci çomaklayan bir dil karşısındayız :
Planlanmamış bir gebelik gibiydi bu bizim millet hikayesi
(....)
büyük bir yarışta küçük bir halkın pipisi
dağbaşınıdumanalmış
Kodlanmış bir tarih ve hayat bilgisinin içine tıkıştırıldığı dilden kaydırılmış sözcükler,deyimler ve ön kabüller, Enis Akın ‘ ın ironik vurgularıyla kendini açığa vuran nesneler halinde şiire yerleşir. Çağdaş şiirimizin öncü seslerini de kılcallarında çoğaltan bir ses kurgulanır :
doktor hakim ve marangoz lazım bu şehre usta
bir de yerçekimi duygusu
(....)
işte tam burada hasan bir tokat sana bir tokat bana
bir tokat da bütün tek kişilik azınlık isyanlarına
(....)
oysa patronlar değil esas uşaklardan kurtulunmalı
(....)
çok sakalları karşıya batan
adamlardan biri purosunu
çıkarıp bağırdı : puşt ahali !
Merkeze doğru,dizgeli biçimde kurgulanan on ayrı kabuk,okuru kendisiyle buluşacağı / vuruşacağı bir yatağa hazırlıyor. Yukarda değinildiği üzere, resmi tarihten / söylemden halk otobüslerindeki ‘ ahali ‘ ye çekilen hattın biçtiği herkes, bu topraklarda yaşanılan her yenilgide pay sahibidir. Öyle ki, ‘ somut şartların somut tahlili ‘ne tam da buradan, ‘herkes ‘ten, kapı ağzındakiler, kardeşim inin de gidelim diyebilen ahaliden başlamak ve bunun için de herkesin kendi bedenini ellemesi gerekir.Zaten,şiirin bütününe yayılan senfonik ses ,böylesi bir seğirmenin dışavurumudur :
tabii ki bir yürüyüşten geçmemize
bağlıydı hayatta kalmamız
(....)
hayat geçit vermiyordu
hayallerimizi deldik halk
(....)
pankartı getirdin mi ?çok
(....)
devrim bir birdirbirdir bir
birdirbirdir...bu fidel benim
dedemdir
(....)
öğrenci bunlar, sıradan polis
Dahası,karanlıkta iyi seyredilsin diyedir,yanlış ışıkları iyice kısar Enis Akın; gereksiz payandaları yıkar :
gel ben sana bir ilhan abiyim
savaşmayı ishal edinen saçlarımla,ben sana
kalın gözlüğümle bir bakayım gözlerinden içine,gel ben sana
söyledim : olacak iş değil bu seninki, gel
(....)
bu sarkıt-dikit toplumunda verevlere yer yok, hA!
(....)
hA ! oysa bir devrim...
buysa bir devrim... tarihin altını ellerdi
...gencölelim !
...gencölelim !
***
Enis Akın,her sahici şair gibi, yaşantı /bilinç içeriğinin prizmasından bakıyor hayata ve kendi mahrem dilinin içinden yepyeni bir bellek kuruyor. Sayısız düzlemler halinde durmaksızın kesişen anlam alanlarının, imgesel oluşumların çok perspektifli bir şiirsel mekânı öngördüğünü söylemek bile fazla.
Enis Akın, bu çoğul perspektifi karşılayabilecek bir dil yaşantısı kurmuş. Onca kötü şiirin yabancı söylemler üzerinden konuşmayı denediği bir tarihi, puşt ahali kitabıyla teğellerinden sökerek has şiir dilinin belleğine iade ediyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder