AHMET YEŞİL ‘de ZORUNLU ÖZGÜRLÜK
celâl soycan
1/ Bütün bir modern resim tarihini, “ temsil “ le hesaplaşma odağından okumak mümkün : Resimsel gerçeklik dışarıdakiyle bağını gevşeterek kendisi olmak üzere önce temsili sorunlaştırmıştır. Öz’e yönelik her anlamlandırıcı hamle, önce mimetik biçimlemeyle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Empresyonizmden soyut resme hemen her ifade kırılmasında tuval, dış dünyanın göndergelerine kapanmayı sürdürmüş ve sonunda kendi üzerine kapanmıştır. Başka bir söyleyişle, plastik dil müzik diline doğru köklü bir hamle yapmıştır.
Temsili dışlayan resim, bir şey’le ilişkisini ketleyerek resimsel zorunluluğu doğrudan plastik öğelere, bunlar arasındaki ilişkisel bütünlüğe devretmiştir. Malzemenin direnciyle baş başa kalan ressam, özgür biçimleme iradesini resmin özerkliğinde dengelerken, zorunluluğun farkında bir özgürlük bilinci tarihe girmiştir.
2/Ahmet Yeşil, otuz yıllık resim serüveninde temel gelişimini bu modernist hatta kurar: Yoğun ifade kaygısının öne çıktığı kısa bir dönemden sonra, hızla plastiğin imkanlarına yönelerek, resmi kendi içeriğiyle yeterli bir göstergeye doğru azaltmıştır. Temsil yükünden kurtulan enerji ise, töz dönüşümüne uğrayan ip- halat imgesine çökelerek, figüre ilişkin tüm referansları iptal etmiştir. Bu resmi kuran biçimsel töze ( ip-halat imgesi ) temsilî bir tanımla bakanın resmi ıskalaması kaçınılmazdır. Özellikle son birkaç yıllık dönemde, yani saf minimal biçimlemeye yerleştiği süreçte resmin içselliğinde dikte edilen biçimden biçime bir yapı kurulur; tamamlanan her resim artık kendi zorunluluğunu kendi içinden tanımlar ve özgürleştirici yeni imkanları da buradan işaretler. Gösterge içe dönmüş, gösteren ve gösterilen çakışmıştır.
3/ Ahmet Yeşil resminde dizisel bir zamansallıktan söz edilemiyorsa, bundandır : Her resim kendi iç basıncıyla biçimlenmekte, peş peşe iki resim arasında bile dışarlıklı bir bileşen yoktur; tarihten yalıtılmış bir dildir tuvale yayılan. Ressamın fenomenolojik bilinç içeriğinin (iç dünya ? ) izlerini aramak ise nafile çabadır; ressam resmin çağrısında kendi temsiline de geçit vermez; nitekim Ahmet Yeşil resminde onun hayatının peşine düşen, önce resmin dışına düşmüştür. Zorunluluğun altını çizen biçimsel tutarlılık, tartışılmaz bir matematiğe dayalıdır: Resmin temel olarak nereye gideceğine baştan karar verilmiştir ve bunun garantisi de resmin iç mekanında belirir. Temsile tıkalı yaratma iradesi, bütünüyle resmin çağrısına uyar. Ressam başta olmak üzere insana ait hikaye, duygulanım, coşum engellenmiştir.Bu resim izleyiciye kolay, ucuz tutamaklar vermeye gönül indirmez; kendi görme dizgesini ve kültürünü kendisi oluşturur. Bu nedenle bir bilgi nesnesi olmaya baştan kapalıdır, çünkü soru/ yanıt ikiliği dışından kurulmuştur. Gramer, bildirişimsel olana değil lirik bir etkileşime ayarlıdır. Bunun için bakışın tek tek biçimsel öğelere tutunması ve oradan resmin iç mekanına dolanması gerekir.
Rastlantıyı kendine soğuran tasarım, sonuçta öngörüleni daha baştan tuvale yerleştirmiştir; resmin orada neredeyse kendinde bir gerçeklik halinde sürüp giden hayatı, usulca ressamın mimetik olmayan bir ikizine dönüşmüştür. Burada biraz daha oyalanalım:
Minimalize edilmiş imgesel örgü, dışarlıklı olana geçit vermemek üzere tasarlanmıştır; kendisi bir yanıt olmadığı gibi, herhangi bir soruya da aracılık etmez : Orada öylece beliren bir kozmik efekt! Kaldı ki modern sanatın, özellikle şiirin kimi yapısal dönüşümlerinden biliyoruz: Temsilin dışlanması, bilindik romantizmi sanatın dışına itmiştir, çünkü temsilin dışlanmasından sanatçı da nasibini almıştır. Giderek bütünüyle malzemeye içerilen yaratma iradesi, sanatçının yapıtıyla ilişkisini neredeyse bütünüyle biçime dönüştürmüştür.Modern lirik tam da buradan tarihe girmiştir: Resimde dışavurumun hızla soyuta evrildiği süreçte, bir ölçüde geometrik soyutlama, ama özellikle de lirik soyutlama üzerinden modern sanatın tanımına eklenen lirizm, Ahmet Yeşil resminde de olanca etkisiyle açığa çıkar. Dışarıdaki bir eksiği tamamlamak üzere bakışa eklenen imge, artık yeni bir gerçekliktir ve resimle birlikte ressamı da, izleyiciyi de birlikte kurar. Kökeni, başlangıcı yoktur ve bir sonu da işaret etmez. Resmin kendi gerçekliğinde kusursuz belirmesi nedeniyle de:
4/ Ahmet Yeşil resmi psikanalitik okumaya kapalıdır, çünkü plastik yapılanma buna olanak vermez : Modern bireyin temel tutanaklarından zaman ve mekân, bu resimlerde olanca sağlamlığıyla bakışa yer açar ; izleyen özne kendisini sallantılı, endişeli, kaygan bir varlık olarak duymaz. Temsilî olandan kurtulmuş imgesel düzenek, bütün bir zaman’ı şimdiye soğururken, resimsel bütünün kendisi zaten mekân kurgusunun altını çizmektedir. Dışarlıklı olana doğru resmi geren ortalama izleyici bile , bulduğuyla yetinir ve rahatlar. Öte yandan salt duyularla tüketilemeyen bu imgeler, sentaks üzerinden zihinsele taşınır: Bilinçli ve ısrarlı izleyici, töz dönüşümüne uğrayan biçimsel gramerin saf resme nasıl yol verdiğini hemen görecektir. Elbette yorumlama estetiği bağlamında efektif temalar kurulabilir; kopmalar, kırılmalar, eğilmeler, düzenli ve güvenli ritmik dizilişler, emen ve püsküren süreçler resimsel bir kendilik olarak okunabilir.
5/ Resimsel öğelerin de temsili üstlenmesine izin verilmez; her öğe kendi tanımıyla oradadır ve varlığını kendisi için yüklenir. Örneğin, atak tercihlerinde bile renk, esinleyici (suggestive) olmayıp, ritm/ devinim, boşluk/ doluluk, ses/ sessizlik ve özellikle gölge/ ışık düzeninde pigment etkisiyle öne çıkar. Tuvale bezeli iç ışık, doğrudan renk ilişkilerinin bir sonucudur; öyle ki kimi mimimal ışık geçişlerinde bile renk etüdleri söz alır. Özetle, teknik ve biçimsel sorunlar için renk hep yüklenicidir. Boya üzerinde yorucu gözlemlerle ulaşılan lirik etki için müzik terimlerini ödünç alırsak : Tam sesler yerine koma seslerle kurulan bir armoni öngörülmüştür; notalar yanında esas olarak diyezler, bemollerdir duyulan. Tuvali birden fazla yüzeye ayırdığı çalışmalarda bir parçalanmadan değil ama parçalı bir uyumdan söz edebilme imkanını bu ince etüdler sağlar: Pigment, espas, titrem ve çizgiden özerkleşmiş bütünsel bir imgedir bakılan; tuvale bir yerinden sokulan daha küçük bir tuval tam da şunu fısıldar : Benden ötekine ya da tersi, bizi çoğalt!
Bakış tuvale değil, tuval bakışa el koymuştur ve duyumsanan özgürlük bir zorunluluktur artık.
6/ Elbette görüntüde toplaşmak üzere bütün bir duyusal bireşimin çökeltisi olan bir imge örgüsünden söz etmek, yukarda değindiğimiz üzere, rengin esinleyicilikten uzak işleviyle çelişir mi ? Eğer yoğunlaşma, örüntü ve kurgu resmin içinde olup bitiyorsa çelişmez. Sonuçta estetik bir olgudan, kendini işaret eden bir gerçeklikten ibarettir resim. Bir haz beliriyorsa, belirecekse bunu da resmin içinde / içinden konuşabilmeliyiz: Haz , tuvalden ötede bir nesneden kaynaklanmaz Yeşil’de; kendisi içinde olmak üzere yeryüzünün sesi kısılmıştır ve duyulan ne varsa orada, tuvalin içindedir. Her şey yüzey yapıda olup bitmektedir: Semantik (anlamlandırma düzeyi ) bütünüyle sentaksa ( dizgesel yapıya ) içerilmiştir. Yaratıcı öngörü, renk dolayında beliren biçimsel olasılıklar toplamıdır; ötesi yorumlama hakkının alanıdır.
7/ Şöyle de söylenebilir: Sanatçı tuvalde olan bitenle birlikte kendi iç yaşantısını da icra etmektedir, resimsel süreçte iç yaşantı da kurulmaktadır. Ressam, resmi kendine doğru gererek yormaz, çünkü kendisi doğrudan resimsel sürece dahil bir yaşantı eşiğindedir; resimle birlikte ressam da oluşmaktadır. Böylece ressamın yaşantı içeriği resim üzerinde bir baskı oluşturmazken, temsilden arınmış resmin sahiciliği de güven altına alınmıştır. Soyutlama iradesi, gerisinde temsilin aslına ilişkin bir ilintiden yalıtıktır; ressamın kendisi de resmin süreçselliğine alınmıştır ve bu doğrudanlık, bakışı dinlendiren sahiciliğe dönüşmüştür. Buradan statik değil, dinamik bir biçimleme olanağı / özgürlüğü doğar: Durduğunda bile ( yer değiştirmeden ) devinen bir plastik kapasiteden söz edilmelidir. Estetik gerçeklik de buradan genişler ve sürer . Yürüyüşte ve dansta adım’ın işlevini anımsamak yeter: Ressam, yürümeyi değil, dansı yüceltmiştir; sanatsal yaratının armağanı olan zorunlu özgürlük!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder